Latin Harflerine Geçiş Süreci

0
2386

  Latin Harflerine Geçiş Süreci

         Alfabe, bir dilin seslerini karşılayan şekillerin oluşturduğu sistemin adıdır.
Türkler bilinen tarihiyle VIII. yy’dan başlayarak Şamanizm, Budizm, Brahmanizm, Hıristiyanlık, Manilik, Musevilik, İslamlık gibi değişik dinlerin etkisiyle; Hint, Çin, Arap ve batı gibi çeşitli kültür çevrelerinin etkisiyle birbirinden farklı 17 değişik alfabe kullanmışlardır. (Rekin 25.)
Alfabe değişikliklerinin gerekçelerini üç ana maddede toplamak mümkündür:
1. Din Değiştirme: Kültürel değişimin önemli etkenlerinden birisi de din değiştirmedir. Aynı etnik kökene sahip olan pek çok topluluk, değişik dinlere mensubiyetleri dolayısıyla farklı alfabeler kullanmışlardır. Yahudi Arapların İbrani, Hıristiyan Arapların Süryani ve Müslüman Arapların da Arap yazısını kullanmaları, yine Türklerin tarihte belli zamanlarda Göktürk, Uygur ve Arap asıllı alfabeleri kullanmaları bu sebeple olmuştur.
2. Sosyal Durum Değişikliği: Bu durum, başka milletlerin idaresi altına girmek ve hakim milletin yazısını kullanmak şeklinde, ya da hakim milletin kültürel empozesi sonucu ortaya çıkmış olabilir. Günümüzde Türklerin Türkiye dışında (Türk Cumhuriyetleri, Yunanistan, Arap Ülkeleri vb.) değişik ülkelerde değişik alfabeleri kullanmaları gibi. (Rekin 26)
3. Farklı Kültür ve Medeniyet Ortamına Geçme: Bu değişimde, gelişmiş milletlerin kültürel seviyelerinin alfabeden kaynaklandığı düşüncesi rol oynamıştır. Bu düşünce, özellikle 19. yüzyılda Doğu toplumlarında görülen ve Türk Harf Devrimi’nin de düşünce alt yapısını kuran en önemli etkendir. (Rekin 28)
Bizde alfabe değişikliğini hazırlayan süreçte yapılan tartışmalar iki ana başlıkta değerlendirilebilir. Bunlar :
a. Batılılaşma.
b. Yazının yetersizliği.

Cumhuriyetin kuruluş yılları, yeni rejimle birlikte bir ulusal kimliğin de adeta yeni baştan tasarlandığı yıllardır. Cumhuriyet devrimlerinin temel ilkesi, siyasal ideolojiye uygun toplumsal ve kültürel dönüşümleri gerçekleştirmektir. Harf devrimi de okuryazarlığı yaygınlaştırmanın yanı sıra kültürel dönüşümleri gerçekleştirmek için alınmış radikal bir karardır.

Latin alfabesine geçiş süreci 1928 yılının ikinci yarısında başlamaktadır. Latin Harfleri Kanunu’nun kabul edildiği 1 Kasım 1928, basının Latin harflerine geçtiği 1 Aralık 1928 ve Millet Mektepleri’nin açıldığı 1 Ocak 1929 tarihleri bu sürecin önemli dönüm noktalarıdır.

Haziran 1928’den Şubat 1929’a kadar geçen sekiz aylık dönemin gazetelerinin tekil tarama yönteminde içerik analizleri yapılmıştır. Döneme ait Cumhuriyet, Milliyet, İkdam, Son Saat ve Hakimiyeti Milliye gazetelerine ulaşılmıştır. Dönemin en önemli kitle iletişim aracı olan gazetelere, yeni yazının geniş kitlelere yayılması ve benimsetilmesi için büyük bir görev düştüğü görülmektedir. Gazeteler, bir yandan yeni yazıyı öğrenirken bir yandan da okurlarına öğretme gayreti içindedir. Okur kaybetme kaygısının ötesinde gazetelerin adeta bir okul/öğretmen misyonuyla yeni alfabeyle okuma-yazma seferberliğine destek verdikleri görülmektedir.

         12 Temmuz 1928’de Yeni Türk Alfabesi projesinin tamamlandığı Dil Heyeti tarafından yapılan basın aracılığıyla duyuruldu.
Ardından, Mustafa Kemal Paşa, çalışmaları daha yakından takip etmek ve hızlandırmak için komisyonu İstanbul’a çağırdı. Otuz altı günlük çalışmanın ardından hazırlanan kırk bir sayfalık rapor Paşa’ya takdim edildi. Raporda bugünkü harflerden başka : q, w, x harfleri de bulunuyor, buna karşılık ğ, ö, ü harflerine yer verilmemişti.
       6 Ağustos 1928’de Galatasaray Lisesi’nde Maarif Vekili Mustafa Necati Bey’in başkanlığında yapılan toplantıda, Mustafa Kemal Paşa’nın işaretiyle alfabe yeniden ele alındı ve bazı değişiklikler yapılarak Türkçe’nin seslerini karşılayabilecek duruma getirilmeye çalışıldı. Bu çalışmalar esnasında, Arapça ve Farsça kelimelerdeki sesleri karşılamak üzere konulan harflerin çıkarılmasına karar verildi. Çalışmalara Atatürk bizzat nezaret etti, tekliflerde bulundu. Nihayet 4-5 Ağustos 1928 gecesi Dolmabahçe’den İsmet Paşa’ya yazdığı mektupta “Harflere son şekli vermek için komisyon üyeleriyle anlaştığını, teklif ettiği ve değiştirdiği noktaların komisyonca da uygun karşılandığını” bildirmişti. Böylece hazırlıklar tamamlanmış, sıra durumu kamuoyuna açıklamaya gelmişti. Bunun için de CHP’nin 8-9 Ağustos gecesi Sarayburnu’nda düzenlediği eğlence güzel bir fırsattı.

Sarayburnu Açıklaması

           Atatürk, eğlence ve gösterileri seyrederken eline aldığı kağıtlara Latin harfleriyle bir şeyler yazmıştı. Ardından da memnuniyetini ortaya koyan bir konuşma yaptı. Sonra elindeki kâğıtları Falih Rıfkı’ya vererek yüksek sesle okumasını emretti:
İstanbul halkının bu geceki ictimaına beni iştirak ettirdiğiniz için çok teşekkür ederim.Her zaman, her yerde olduğu gibi, bu gece burada da halk ile karşı karşıya geldiğim anda, büyük, azametli bir kuvvetin tesiri altında kaldığımı duydum.
Bu kuvvet nedir?
Türk harflerinin, Türk ictimaî heyetini teşkil eden yüksek insanların, kalp menbalarından yükselen hislerin, arzuların, heyecanların, kasdlerin bir noktada, bir hedefte, bir gayede birleşmesidir.
…….
Artık mazinin hatalarını kökünden temizlemek zamanındayız. Hataları tashih edeceğiz. Hataların tashih olunmasında bütün vatandaşların faaliyetini isterim. En nihayet bir sene, iki sene içinde bütün Türk heyet-i ictimaiyyesi yeni harfleri öğreneceklerdir. Milletimiz yazısıyla, kafasıyla, bütün alem-i medeniyyetin yanında olduğunu gösterecektir.”
        Böylece aylar süren çalışmalardan sonra, tasarlanan Türk alfabesi halka açıklanmış oldu. Bundan sonra çıktığı gezilerde yeni Türk harflerini tanıtmak için büyük çaba gösterdi, bizzat öğreticilik ve önderlik etti.
                23 Ağustos 1928 günü Ertuğrul yatıyla Tekirdağ’a, 1 Eylül 1928’de Çanakkale-Arıburun’a, 2 Eylül Gelibolu’ya, 14 Eylül’den sonra da Karadeniz ve İç Anadolu seyahatlerine çıkmış ve uğradığı her yerde beldenin resmî görevlilerini, ileri gelenlerini, halkını yeni harfleri öğrenmeye teşvik etmişti. Buralarda halka yeni harfleri öğretirken onların şikayetlerini de dinlemiş, kh, gh olarak çift harfle gösterilen ön damak ünsüzlerinin karışıklığa sebep olduğunu ihtiva eden bir yazıyı Başvekalete göndermişti. Bu türlü karışıklıkların hazırlanmakta olan imla lügatiyle çözümleneceği ifade edilmişti.
      Dil Encümeni tarafından tespit edilmiş olan ve Dolmabahçe toplantılarında uygulamaları yapılan, 29 harfli Yeni Türk Alfabesibir kanun tasarısı hâlinde üç milletvekilinin imzasıyla 31 Ekim 1928’de meclis başkanlığına verildi ve ertesi gün, yani 1 Kasım 1928 tarihinde kabul edildi, 3 Kasım 1928 günü de Resmî Gazete’de yayımlanarak resmen yürürlüğe girdi.
          “Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkındaki Kanun” adını taşıyan 11 maddelik bu kanunun ilk maddesi şöyleydi:
Madde 1- Şimdiye kadar yazmak için kullanılan Arap harfleri yerine Latin esasından alınan ve merbut cetvelde şekilleri gösterilen harfler (Türk Harfleri) unvan ve hukuku ile kabul edilmiştir.
          1 Kasım 1928, Türkiye Türkleri için basit bir alfabe değişikliğinin tarihi değil, aynı zamanda, yaklaşık dokuz asırlık bir tarihî devrenin kapanarak yeni bir devrin başladığının da tarihiydi.

NOTLAR

1-

Latin alfabesine geçiş tartışmaları Tanzimat’a kadar uzanmaktadır. Antepli Münif Efendi, 1862 yılında bir konferansta Arap harflerinin yazılış ve okunuşunun kolaylaştırılmasından yana olduğunu belirtmiştir. Tanzimat döneminde Arap alfabesinin değiştirilmesinden çok ıslahına yönelik fikirler benimsenirken, 2. Meşrutiyet döneminde ıslah çalışmalarının ilk resmi girişimi olarak 1909’da İmla Komisyonu oluşturulmuştur.

Celal Nuri, 1912 yılında yayımladığı Tarih-i İstikbal isimli kitabında Arap alfabesinin
Türkçenin ruhuna uymadığını belirterek Latin harflerine geçilmesini istemektedir

2-  

Sevgili Gazi babamıza,

      Yeni türk harflerile yapdığınız büyük inkılaba minnetle müteşekkiriz. Hiç okuyup yazma bilmeden yeni harflerle bir hafta zarfında okuyup yazma öğrendik. Son tadilat hasabile bu inkılabı tahkim buyurdunuz. Ancak (k, kh) harfleri bizi şaşırtıyor. Buna bir çare bulmak suretiyle bütün milleti bu müşkülden de kurtarırsanız bütün Türkler pek az zamanda okur yazar olacaklardır. Cür’etimizi hürmet ve muhabbetlerimizle bağışlamanızı istirham eyleriz sevgili Gazi babamız. Gazozcu Haydar, Tuhafiyeci Yahya, Zahireci İsmail, Zahireci Hasan, Zahireci Adil, Zahireci Bekir Ali, Zürradan Hüseyin, Zürradan Etem, Zeytinci Sait, Zeytinci Mustafa, Bakkal Halit, Bakkal Osman.‛

Mustafa Kemal’in bu mektuba verdiği cevap ise şöyledir:

      Okuma ve yazmayı bir haftada öğrenmek gayreti gösterdiğinizden memnun oldum, tebrik ederim. Arabi ve farisi kelimelerde (k) ve (g)nin önlerine (h) gelmesi meselesile zihinlerinizi işgal ve teşviş etmeyiniz. Tesbit edilmekte olan lügat bunu arzunuz vechile hal edecektir efendim. Reisicumhur.

3-

Kalın ve ince ‚ k‛ları, ‚g‛leri birbirinden ayırmak için ‚k‛ ile ‚g‛ nin önüne konulan ‚h’ harfi kaldı-rılmıştır. Örneğin Khazım artık Kâzım; imkhan imkân, tatbikh tatbik olara yazılacaktır.

Daha önce gazetelerde yazım kuralları anlatılırken kelimelerin aldığı eklerin ayrıldığı gö-rülmektedir. ‚Gelir-im, güzel-dir, gözünde-ki, Türkçe-dir‛ gibi kelimelerin sonuna gele eklerdeki ayırmaların kalktığı bildirilmektedir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here